MEMLEKET HİKAYEM
(Daha önce www.imerhevli.com da yayınladığım hikayemi bölüm bölüm buraya aktarıyorum)
Memeleketim de çocukluğumda yaşadıklarımı hikayeleştirerek gah gerçek yamaçlarda gah hayallerimde dolaştım, umarım sizi sıkmam...Bu arada memleketimi tanımayan okuyucularıma bazı terimler yabancı gelebilir, bunlar yöresel dil ve şivelerdir, beni bağışlamanız dileğimle)
BÖLÜM-1
Arabanın içi soğumaya başladı. Acaba camı bu kadar indirmemeli miydi? Ama hayır, kokusunu özlemişim çamların, üşümeye değer. Kaç kilometre kaldı? Yarım saat daha gitsem varırım herhalde.
Çok merak ediyorum. Köyü görmeyeli ne kadar zaman geçtiğini bile unuttum. Köy yoluna sapınca tanıdık birileri çıkar mı karşıma? Yahut çıksa bile beni tanırlar mı, tanıyıp da selam verirler mi ve hemen ardından ‘Kimlerdensin?’ diye sorarlar mı? Açıkçası bunu merak etmiyorum. Belki ediyorumdur da kendime belli etmiyorumdur. Ne kadar da uzaklaştım kendimden şu son zamanlarda…
Köydeki insanlar iyice azalmış olmalı. Herhalde sadece yaşlılar kalmıştır. Gidenlerinse neden bunu yapma gereği duyduklarını hâlen anlamış değilim. Oysaki burada kalıp kendi topraklarında, şehrin yüzlerce kilometre ötesinde; sessiz, sakin ve sualsiz bir hayat sürmek dururken, çam kokularını teneffüs edip enfes sularından içmek varken, neden burayı terk etmek istemişlerdir ki? Gerçi neden bunları söylediğimi ben de bilmiyorum. Ben değil miydim yıllar önce burayı terk eden. Hem de şehrin ilk yolcularından birisi olan ben! Âhh, ne kadar da aptalım, aptalmışım. Bunu yaptığıma hem de sadece buradan uzaklaşmak için yaptığıma hâlâ inanamıyorum. Oysaki gerek yoktu memleketi terk etmeme. Çok mu ihtiyacım vardı paraya, parayla yaşanan hayata, neyime yetmezdi bir çift inek ,iki koyun, birkaç tavuk, arazimi verimsizdi yoksa ben mi ihanet ettim. Sahi neden yapmıştım bunu? Kendimden kaçmak için mi? Ama hiçbir zaman kaçamayacaktım ki kendimden. Her zaman benimle gelecekti anılarım. Bir türlü sıyıramayacaktım kendimi onlardan. Evet yıllarca boşuna kaçtım ve yıllarca boşuna savaştım. Aslında yapmam gereken tek şey yıllar önce terk ettiğim yerde kalıp savaşımı orada vermekti.
İşte sonunda köy gözüktü, mezarlık beni karşıladı, mezarlığın taş duvarları arasından geçen yola girince gayri ihtiyari duraksadım, çocukluğumda ölümü anlayamazdık kalabalığa karışır, hatırladığım kadarıyla Iskat denen ölünün hayrına dağıtılan kibrit paketlerinden almaya çalışırdık. nede olsa evimizdeki gaz lambamızın, sobamızın tutuşturucusuydu ve elzemdi, bunu da düşündüğümüz sanmıyorum ya çocukluk heyecanı işte…Duraksıyorum vitesi boşa alıp el frenini çekiyorum, kontağı kapatmadan araçtan inip sessiz kalabalığa bakıyorum, kimler yok ki sanki terk etmemin tepkisiydi bu sessizlikleri, hüzünle ruhlarına fatihamı okuyorum ve aracıma biniyorum onlara özür borçlu hissederek, neden bizleri terk ettin diye sormalarından korkarak el frenimi indiriyorum, vitese takıp onları rahatsız etmek istemezcesine yavaşça gaza basıyorum.
işte köyümün ilk evi ahşabın tüm güzelliği ve kokusunu yansıtırcasına bana hoş geldin der gibi. Issız kıyısından geçerken canlılık belirtisi arıyorum lakin terkedilmişliğin hüznünden başka bir şey göremiyorum çepeçevre saran balkonunda. Yol hala bıraktığım gibi dar ve yıllarca ot taşımak için kullanılan kızak izleri var derin ve yorgun. çeper dediğimiz çitler yolu ayırıyor bakımsızlıktan ot bürümüş tarlalardan. Tarla dedim evet bilerek şimdinin bakımsız çayırına, ne ekinler olurdu buralarda, buğdayı lezzetli, mısırına doyum olmazdı..Şurası değilmiydi Asiye ninenin bostanı, lezzetli salatalıklarına izinsiz dalıp talan ettiğimiz, Çocukluğun umarsızlığıyla. işte mısır aşırdığımız tarla, lezzetine doyum olmazdı şöyle çıkıp ormana doğru yaban ateşinde közlediğimiz..Erik ağaçları zamansız gelişime hayıflanırcasına kuru dallarını gösteriyorlar bana, birkaç erik için kırdığımız dallarının acısıyla, yol kenarları sıska elma ağaçlarıyla dolu hala ,sıska dediysem bakmayın lezzetine doyum olmaz, şehrin alışveriş zevksizliğini de tattıran marketteki ithal elmalara inat çok özlemişimdir ekşi tatlarını. Tebessüm yayılıyor dudaklarıma bir an bu elmaların kasalarla lüks market vitrinine konup teşhir edildiğini düşününce, eminim ki her şeyde olduğu gibi peşin hükümlü şehir insanım benim , ”ay bunlarda ne böyle buna paramı verilir “ dediğini duyar gibi oluyorum, halbuki bilseler içlerindeki doyulmaz lezzetin dışa yansıyamadığını.
Hala çıkmadı kimse önüme. terkedilmişliğin hüznünü haykırıyorlar sıralı ahşap evler birer birer. Kararmış duvarlarına inat siz vefasız olsanız da biz dimdik ayaktayız der gibi bakıyorlar, zamansız gelmiştim biliyorum, duyuyorum festival namıyla senede birde olsa bölge insanımın yaz arasında köye toplandığına. Ama vakit bulamamıştım şehrin meşgalesini bahane ederek ve ya deniz kenarında tatili tercih etmiştim yıllarca. Bu senede yetişemedim hemşerilerim size ve festivalinize ama söz veriyorum kalan yıllarımın tatillerini size ayırmaya size ayarlamaya.
Sizinle dönmek istiyorum topraklarıma yaşamak istiyorum; kara lastiklerle çamurda yürümek ,elektriğin sigortasını kapayıp gaz lambasında oturmak istiyorum, masal dinlemek istiyorum Mehmet emodan, sıcak pişmiş çhadı nin kabuğunu açıp içine tereyağı sürüp iştahla yemek istiyorum, cadıyı ayrana doğrayıp docucuna yemek istiyorum, yanında taze dut pekmeziyle. Çobanlık yapmak istiyorum sırtımdaki torbada sadece çhadi ve peynir olsun hanstadaki suyun başına oturup sizinle baş başa çhadıyı batırmak istiyorum peynire ve korava içmek istiyorum buz gibi suda erittiğim. Şu çamın dibine gizlediğimiz isli çaydanlık duruyodur orda, çıkarmalı onu çay demlemeli ormanda çoban çayı içmeli doya doya.sonrada dönüş yoluna koyulmalı önüme kattığım ineklerden fırsat bulursam birkaç ağaç gövdesinden çam sakızı toplamalıyım, ağzımı buruşturmalı önce sonra ferah tadına doymalıyım..eve varmalıyım anam kete yapmıştır şimdi hemde peynirli, ohh tazede yoğurt koymuştur yanına…lezzetli yemeğimin ardından sekvinin altına elimi uzatmalıyım mevsiminde kalma eksi buruşmuş elmadan bir tane alıp ısırmalı.Sonrada en sevdiğim an; balkona çıkmalıyım yıldızlara yaklaşmalıyım, elim değecek kadar yakın gözüken berrak gökyüzüne bakmalı ve derin bir nefes çekmeliyim, köşküye geçip çekirge sesinin sessizliğiyle tek tük yanıp sönen karşı köyün ışıklarına dalmalıyım.Hatta hayallere dalıp uyuklamalıyım saman doldurulmuş kilim yastığımda ve köşküde, Annem gelmeli yanıma usulca oğlum kalk üşütürsün, burada yatılır mı demeli. Ve ben Anacığım haklısın içim geçmiş demeliyim usulca doğrulup gıcırdayan tahtalara basıp odama doğru giderken..Sabahın beşinde uyanmalıyım üzerimdeki tüm yorgunluğu atmış ve dinç olarak. Şöyle doğrulup camdan bakmalıyım annemin avazandan inekleri sulamasına. Kahvaltım için sobanın üzerinde fokurdayan sütümü içmeliyim taze taze.
Ve haykırmalıyım “vefasız olan benim memleketim” sen hala bana kucak açarken ben terk ettim seni duyarsızca, itiraf ediyorum hiçbir şey ne para ne şöhret ne makam seni terk etmeye değmezmiş, lezzet sendeymiş, sen cömertmişsin bizim cimri sevgimize inat. Artık bağrında bana da yer ayır, senin suyunda yıkayıp senin toprağına gömsünler ki bir daha terk etmeyeyim edemeyeyim.
[ ] [ 17/9/2006 ] [ 9 Yorum ] [ Yorum yaz ] [ Bağlantı ]
